Günün Videosu

"Türkiye'de kadın katliamı var"

Duruşmaya bebeği ile giren avukat Feyza Altun yaptığımız röportajda ; "Biz sadece hayatta kalmaya çalışıyoruz. Biz bu ülkede kadınların ölmesine engel olmaya çalışıyoruz " dedi.
RÖPORTAJ | RABİA YAVUZ | KARŞI GAZETE

Türkiye onu bebeği ile duruşmaya giren kadın avukat olarak tanıdı. Zaten hep kadın sorunlarıyla ilgiliydi. Kadına yönelik her türlü şiddete karşı çıktı.

'Kadının Fenni'ni yazdı. Her türlü mecrada tepkisini ortaya koydu. Karşı çıktı, dava açtı, destek oldu, bir anadolu kadını nasıl dimdik durursa o da dimdik durdu. 'Ben kadınım ve beni böyle kabul edeceksiniz!' dedi.

Biz de Karşı Gazete olarak gittik görüştük. Biz sorduk o anlattı. Söyeleyecek şeyleri, hatta çok önemli şeyleri vardı. Birlikte kızdık meselelere,birlikte güldük yer yer, o anlattı biz de mest olduk.

İşte Avukat Feyza Altun'la yaptığımız keyif dolu röportajımız:



"BEN BİR KADINIM"

-Sizi tanıyalım. Kimsiniz? Neler yapıyorsunuz?

" -Ben bir kadınım, bir avukatım ve bir anneyim. İstanbul’da yaklaşık beş senedir bilfiil kendi büromda avukatlık yapıyorum. Türkiye beni duruşmaya bebeğimle girdiğimde tanıdı.

Onun öncesinde de hem sosyal hem de siyasal işlerde görev alıp çalışıyordum. Ama bu vesile ile görünür ve tanınır oldum. Kadınlar beni dinlemeye izlemeye ve takip etmeye başladılar.
 
-Biraz o kısımdan bahsedelim. O gün neler oldu, ne yaşadınız da bebeğinizle duruşmaya girmeye karar verdiniz? O işin arka planı ve sonrasında yaşananlar?

-Aslında her şey net ve basit. O gün duruşmaya gitmem gerekiyordu, annemin işi vardı, bakacak kimse yok, gitmem gerekti. Mecbur kaldım, dedim ki ben bunu sararım, cübbeyi giyer girer çıkarım. Yani hani zaten kısa sürecek bir duruşma.

Bebek arabasıyla adliyenin içerisinde çok hareket alanım yok. Sararsam merdiven de çıkabilirim diye düşündüm kendi kendime. Nitekim de öyle yaptım. O gün işlerimi çok hızlı hallettim. Hızlı bir şekilde girdim çıktım adliyeye.
 
-Bir takım çevrelerden reklam ya da medyatik olmak adına yaptığınıza yönelik eleştiriler geldi.

-Öyle ama o insanlara çok fark etmiyor. Ben suyun üzerinde koşsam diyecekler ki ‘ a bak çünkü yüzme bilmediği için suyun üzerinde yürüyor’.

Benim bu güne kadar Türkiye’de söylediğim her şey önce çok tepki görüyor. Daha sonra da normalleşiyor, insanlar kabul ediyor ve ‘ya bu kadın aslında başka bir şey söylüyor’ diyorlar.

Bu açıdan ben artık bunları çok duymuyorum. Hakkımda internette yazılıp çizilen şeyin haddi hesabı yok.

"SARIN ÇOCUKLARINIZI ÇIKIN SOKAĞA"


-Peki, duruşmaya bebeğiniz ile girdikten sonra neler oldu?

-Duruşmaya girdim, sonra o gün o halimle sosyal medyada bir fotoğrafımı paylaştım.  Ve şunları yazdım “ Çocuklu kadınların toplumdan dışlanmasına karşıyım. Bu kadar çok çocuk isterken çocuklu kadınlara yaşam hakkı tanınmıyor. Benim birkaç çocuk yapabilmem için önce bir çocukla yaşam alanı bulmam gerekiyor.”  dedim.

Ve kadınlara bir çağrı yaptım: “Sarın çocuklarınızı sokağa çıkın!”  Yani ben bu fiziki imkânsızlıklardan dolayı evde oturmak zorunda değilim.

Daha sonra paylaştığım ikinci fotoğrafta da Ali Yiğit’i kürsüye çıkarmıştım. Orada da; Türkiye’nin en büyük adliyesi diye yapılan adliyede bir emzirme odası bile yok, bebek aparatları yok. 

Hadi ben çocuğuma bakıcı tutarım, kreşe veririm benim böyle imkânlarım var. Ama adliyeye vatandaş geliyor.

İnanın bu ülkede bir çocuğunu bakkala götüremeyecek kadar durumu kötü olan kadınlar var.

Bir bebek arabası alamayan kadın var. O kadın adliyeye gelmek zorunda. Çocuğunun bırakacak yeri yok. Çocuğunun altını değiştirecek yeri yok. Emzirecek yeri yok. Bu bir sosyal sorundur.

Evet, bu konuda adliyede çocuğun işi ne, duruşmalar çocuklar için uygun ortamlar değildir gibi eleştiriler geliyor. Ben bunun farkındayım. Haklı eleştiriler zaten bunlar. Ama bu sorun her yerde var.

Mesela bir hastaneye bir doktor çocuğunu işe götürebilir mi? Hayır götüremez. Ama kadın doktor, kadın hemşire, kadın personel gece nöbete geliyor. Diyelim ki kocası da doktor o da nöbette. Çocuğa kim bakacak evde?

"BU OLAYDAN SONRA HAYATIM DEĞİŞTİ"

Bu olaydan sonra benim hayatım değişti. Sosyal medyada benim takipçi sayım arttı. İnsanlar yerdiler, hakaret ettiler, sevdiler, alkışladılar, boynuma atladılar, görünce ağladılar… Birçok şey oldu hayatımda.

Sonra meclise rapor götürdüm.  Çalışan kadın ve hükümetin çok önem verdiği aile kavramının sorunları ve çözümleri ne olabileceği hakkında bir rapor yazdım.

-Anne olana kadar bu sorunların farkında değil miydiniz? Yoksa hep bir çalışma yapma isteği var mıydı?

-Bir musibet bin nasihatten iyidir sözü var ya biraz öyle oldu. Ama ben zaten kadınlarla ilgili konularda eyleme katılmışlığım vardır.

Tepkimi her zaman ortaya koymuşumdur. Hatta benim eylemde çekilip gazetede manşet olmuş fotoğraflarım da vardır. Onları çok yayınlamıyorum tabi 

Çocuk konusunda ne yalan söyleyeyim çok bildiğim, yaşadığım sorunlar değildi bunlar. Ne zamanki çocuk fikri kafama yerleşmeye başladı, kâbus o zaman benim için başladı. Kitabımda bahsettiğim pek çok olgu, baskı, fiziksel imkânsızlıklar, zorluklar, iş mi –çocuk mu, aile mi-kariyer mi gibi ‘gel-git’ler. 

Aslında herkesin yaşadığı şeyler. Ben de bu şekilde yaşamış oldum. Ve tabi ki benim aktivist ruhum tepkimi bu şekilde ortaya koymamı sağladı.  Bu benim karakterimde var. Ben bunu adliyeye tepki

-Duruşmaya o şekilde girdikten sonra herhangi bir uyarı, ceza ya da yaptırımla karşılaştınız mı?

-Yok, öyle resmi bir şey olmadı. Türkiye Barolar Birliği başkanı dâhil pek çok baro başkanı, meslektaşlarım desteklemiştir. O gün mahkemedeki hâkim de zaten çok ılımlı bir insandı. Ama aksi bir durum olsa asla duruşmadan çıkmaz kesinlikle devam ederdim.

İlginç tarafı karşı tarafın avukatı da dâhil hepsi beni çok desteklediler. Öncü ol açılsın, keşke her yerde olsa gibi destekleyici ve cesaretlendirici sözler söylediler.

Çok mutlu oldum zaten. Dedim ki bunu da kadınlara anlatmalıyım. Her zaman herkes yerilecek diye bir şey yok. Ayrıca kuştan korksam darı ekmem! Bazı tepkilere katlanılması gerekiyor diye düşünüyorum.

-Tarafsız Çalışan Anneler Platformu ile ilgili çalışmalar var mı? Nedir planlarınız?

-2016’da bir sürü anneyi bir araya getirip toplanmak istiyorum. Bu hem bize bir motivasyon olacak. Amacım Türkiye’de çocuk konusundaki problemlere dair bir döküm oluşturup tüm siyasi platformlarda seslendirebilmek, tüm siyasilere de sunabilmek.

Çok samimi söylüyorum üç tane çocuğum olsun çok isterim. Ama bu sorunlar çözülsün istiyorum. Benim kızım, gelinin, sizin kızınız, başkasının kızı, kim olursa olsun bu sorunları yaşamasınlar istiyorum.

Tamam, çocuk sahibi olmak, anne baba olmak çok güzel bir şey ama bunun çok ceremesi var. Özellikle Türkiye’deki imkânsızlıklardan dolayı sıkıntısı çok. 

-Bir de çalışan kadınların ve çalışan annelerin sorunları var. Devletin tanıdığı hakları bile kullanamayan kadınlar var. Bu konuda?

-Kamu kurumlarında devlet kendi tanıdığı hakları bile uygulamıyor memurlara. Memurun, amirin kendi şahsi keyiflerine göre işleri yürütüyorlar. Örnek olarak devlet hastanesini alalım;  hamile olan kadın sağlık çalışanına nöbet yazıyor amiri. Yazamazsın!

Yönetmeliğe aykırı. Gebe kadını sağlığına aykırı şartlarda çalıştıramazsın. Memurun süt iznini kullanmasına engel olamazsın. 

Özel sektörde de böyle olması gerekiyor.  Ama özel sektörün hali içler acısı. Kadın gebeyim diyor işten çıkarıyorlar, işe alırken ne zaman hamile kalacaksın diye soruyorlar. Ayıp ya! Sana ne? Ne münasebet?

- Kadına karşı işlenen şiddet, kadın cinayetleri ve davalarda verilen indirimler. Bu konuda eminim söyleyecek çok şeyiniz vardır?

-Bizim zaten Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu olarak amacımız;  bu indirimlerin uygulanmaması için yasayı değiştirtmek. Hukuka uygun bir şekilde ve eşitlik ilkesini delmeden bunu nasıl yaparız ve kadın cinayetlerini nasıl azaltabiliriz diye uğraşıyoruz.

Biz bunu yapmaya çalıştıkça çok ilginç bir şekilde, sanki bizim amacımız kadına üstün bir ayrıcalık vermeye çalışmakmış gibi yansıtılıyor.

Hâlbuki biz sadece hayatta kalmaya çalışıyoruz. Biz bu ülkede kadınların ölmesine engel olmaya çalışıyoruz. Ama platformun meclise önerdiği yasa 3 senedir bekletiliyor. Bir değişiklik olmuyor. Yeterli bulunmuyorsa bu çalışma üzerinde çalışma da yapılmıyor. Umuyoruz ki bu sene farklı şeyler olacaktır. Çünkü artık göz yumulacak boyutu geçti bu durum.

"ERKEKLER İNDİRİM ALMAYACAĞINI BİLSİN, BAKIN O ZAMAN..."

-Davalarda verilen indirimler hakkında neler söylersiniz?


-Ben şahsen öncelikle hâkimlerin indirim vermemesini istiyorum. Çünkü bu bahsettiğiniz indirimler takdiri indirim
sebepleridir. Burada pek çok şey etkili oluyor sanığın geçmiş hayatı, Daha önce suç işleyip işlememesi, sabıka durumu gibi durumlar etkili oluyor.

Bunlara bakılıyor ve duruşma düzenini bozmadıysa da indirim veriliyor. Bu kanunda var ama bu karar verilmeyebilir içtihat değiştirilebilir.

Yani her şeyden önce kanun değişikliği daha uzun bir işse içtihat değişmesiyle hâkimler cezayı üst sınırdan verebilirler. Erkekler, cezaları üzerinden indirim alamayacağını bilsin, bakın o zaman cinayet işleyebiliyor mu?

Bir hukukçu olarak diyebilirim ki her olay somut bir olaydır.  Bütün dosyaları genelleyemem ama erkekler oturup araştırıyorlar.

Adam karısını öldürmeden önce oturup arama motorundan araştırıyor.  Ne yaparsam, ne söylersem indirim alırım diye bakıyor. Bakınız Ayşe Paşalı cinayetine. Google kayıtlarından çıktı ki adam araştırmış. Barışmaya elinde bıçak ile gidiyor.

Planlamış cinayeti. Neye indirim veriyoruz daha?
Bizim kanunumuzda ‘eş öldürmek’ ‘nitelikli hal’ sayılıyor. Ceza kanununu eleştirisini yapmak çok daha geniş ve farklı bir konu. Ancak bizim temelde amacımız bu kanunun değişmesi. Bunun için çalışıyoruz.

"KOCASI ALDATTI DİYE ONU ÖLDÜREN KADIN GÖRMEDİM"

-Erkekler cinayetlerde indirim alırken, kocasını öldüren Nevin Yıldırım hiçbir indirim alamamıştı.


-Kararlar toplumun algısı, toplumsal ahlak zaten böyle. Örneğin, Değer Deniz cinayetinde söylenmeye çalışılan şey, ‘zaten yalnız yaşıyor’.

Ne demek bu? Nasıl suçu meşrulaştırırsın sen? Bir insanı öldürmeyi ne meşrulaştırabilir?
Bu işlediğimiz suçlara kılıf uydurmaktır.


Bir kadın eğer kocasını aldatıyorsa açık net bir boşanma sebebidir. Ancak bu kadını öldürme hakkını vermez kimseye. Kim hangi cüretle kalkıp kadını öldürebiliyor? Ben kocası aldattı diye onu öldüren kadın hiç görmedim mesela.

-Yakın zamanda Özgecan Aslan Davası tüm sanıkların müebbet almasıyla sonuçlandı. Sizce bu dava bundan sonraki davalar için emsal teşkil eder mi?

- Özgecan artık bir şeylerin patlama noktasıydı. Ve toplumda büyük bir infiale yol açmasından ötürü sembol oldu. Özgecan’dan hemen sonra kadın cinayetleri devam etti.

Şimdi, Türkiye’de kadın katliamı var. Buna artık insanlar sessiz kalmıyorlar, siyasiler isteseler de görmezden gelemiyorlar. Bu tutumlar da mahkemelere yansıyor.

Ancak şöyle bir durum var, mahkemeler toplumun ahlaki değerine ve ya bakış açısına aykırı karar vermezler.  Öyle bir hukuk kuralı yaşamaz.

Yaşamayacağı için verilen hukuk kuralının hepsine bakın bizim günlük hayatta konuştuğumuz şeylerle paraleldir.  Niye indirim veriyor, karısı sen ne biçim erkeksin demiş, erkeklik gururuna dokunmuş.

Toplumda algı böyle ya. Sen bana ne biçim kadınsın derken benim gururum, kadınlık onurum yok mu? Kadınlara gelince aşağılamak hakaret etmek çok kolay. Her gün her şekilde yaşıyoruz bunları.



-Siyasilerin kadın konusunda yaptıkları açıklamalara ne diyorsunuz?

-Siyasilerin yaptıkları açıklamalar komedi gibi. Ben getirilen hiçbir Aile ve Sosyal Politikalar bakanının inisiyatif alan, siyasetin içerisinde aktif rol alan kadınlar olduklarını düşünmüyorum.

Sadece Aile ve Sosyal Politikalar bakanı diye görüntüden oraya kadın bir bakan konuluyor.


Zaten neden sadece Aile ve Sosyal Politikalar bakanlığına kadın konuluyor. Kadın başka bir bakan olamaz mı? Adalet bakanı olamaz mı? Bu ayrı bir konu.
Çok samimi söylüyorum.

Bir kadın bakan gelsin şu işleri ele atsın, inisiyatif kullansın aktif bir şekilde çalışsın hangi partiden olursa olsun o partiye oyumu vereceğim. Hayran olur, sever ve destek olurum.  Ama bu insanlar vitrin olsun diye oraya konulduğu için çok fazla eleştiri de getirmek istemiyorum. Mesela beni getirmezler öyle bir yere.

-Feminizm net olarak nedir?

-Feminizm, en basit haliyle kadının insan haklarını savunmaktır. Ben bir feministim bunu söylemekten gocunmuyorum.

Ama Türkiye’de öyle bir algı var ki, ‘kadınlar ölmesin’ diyen herkesi feminist olarak niteliyorlar. Bir de bunu aşağılama aracı gibi kullanıyorlar. Benim bütün derdim bu ülkede kadın vurulmasın, ölmesin ya!

Adam, öldürülmüş yerde yatan kadının gazetedeki fotoğrafını çekip eşine yolluyor, ‘senin sonun da böyle olacak’ diyor. İçler acısı bir durum.

Böyle şeyler yaşanmasın istiyoruz. Erkekler de bu vahşetten rahatsız. Ben bunu da dile getiriyorum. Her erkek katil ya da sapık değil ki. Adamlar kendi hemcinslerinin yarattığı vahşetten utanıyor rahatsızlık duyuyor.
 
-Evliliğiniz, kocanız ve oğlunuzdan bahseder misiniz?

-Kocamdan bahsetmiyorum. Çünkü insanların kocamı neden merak ettiklerini anlamıyorum. Bir de bana sürekli kocan kim, ne iş yapıyor, kocan nerde gibi sorular soruluyor.

Erkek olsam karımı merak edecekler miydi? Bu kadar kolay sorabilecekler miydi? Bu bana uygulanan psikolojik bir şiddet bence. Kocamla ilgili bir paylaşım yapmak istemiyorum.

Çok net. Ben buyum. Söylediklerim var savunduklarım var. Bunlarla ilgilenilsin istiyorum.  Sadece kendi soyadımı kullanmam bile bir sürü spekülasyona sebep oldu. Size ne?

-Bir ölçüde göz önündesiniz. Söylediğiniz savunduğunuz şeyler adına kocanızı merak edenler olması bu anlamda normal. Ben de mesela size bu konularda kocanız destek oluyor mu merak ediyorum?

-Eşim çok ilgili ve iyi bir baba. Ben her zaman bu anlamda sorduklarında söylerim. Ben ondan razıyım Allah da ondan razı olsun, süper bir baba. Ben bu gün ölsem gözüm açık gitmez. O çocuğa ben varmışım gibi hiçbir şeyini eksik etmeden bakar.

-Kendi soyadınızı kullanma konusunda kocanızın tavrı nedir?

-Bunların çoğu kadınlara dayatılan zorbalıktır. Kocam bu konularda benimle hemfikir bir insandır. Zaten ben ortak düşüncede olmadığım bir insanla evlenmezdim.

Diğer türlü anlaşamazdım o noktada. Bu konularda beni desteklemese ya da rahatsız olsa ben bu saatte sizinle röportaj yapıyor olamazdım. Ya da huzurlu ve mutlu bir kadın olmazdım.



-Kitaba gelelim. Nasıl yazmaya karar verdiniz. Nasıl süreçlerden geçti? Kitap çıktıktan sonra tepkiler nasıldı?

-Benim hayatımda en çok istediğim şeylerden biri kitap yazmaktı. Ve ben çok uzun zamandır yazı yazıyorum. Çocukken de kompozisyon yazmayı seven, kompozisyon derslerinde başarılı olan bir öğrenciydim. Öğretmenlerim de güzel yönlendirmişti beni.

Ben hep yazdım. Gazetelerde yazdım, internet sitelerinde yazdım. Üniversitede öğrenciyken de yazdım. Kitabımdaki konuları da kitap olarak değil ama zaman zaman yazıyor ve biriktiriyordum.

Sonra neden bunlar kitap olmasın dedim. Ama bunu iyi bir yayınevinin basmasını istiyordum. Yayınevi ile görüştük anlaşmaya vardık.

Ve bana ‘bu kitap senin söyleyecek bir şeylerin olduğu için basılıyor’ , ilk kitabın olmasına rağmen performansın çok iyi yazmaya devam etmelisin destekleriyle geri dönüş yaptılar.

Kitabımı okuyan eski bir öğretmenim bana ‘ sen çağın Halide Edip’isin’ dedi. Çok mutlu oldum tabi. Olumsuz eleştiriler; kısa olmuş, şunları da yazsaydınız gibi şeylerdi. Kitabın ismi ile ilgi ‘acaba yanlış mı yazdınız, fendi değil miydi o?’ gibi dönüşler de oldu J. Kitabın ilk sayfasında zaten yazıyor. Neden ‘Kadının Fendi’ değil de ‘Kadının Fenni’ diye açıkladım.

- Kitabı okuyan erkeklerin tepkileri nasıldı?

Erkekler biraz ön yargılı yaklaşıyorlar. Erkekler kadınların kendi benliklerini bulmasından ve bir birey olmasından korkuyorlarmış gibi geliyor bana.

Ama okuyan erkeklerin hep söyledikleri şey şu, ‘ya biz hiç bu açıdan bakmamıştık’. Kitabı okuyan erkekler, kitabın saldırgan bir şey olmadığını anlıyorlar.  Kişilik olarak saldırgan bir insan değilim. Amacım zaten saldırmak da değil. 

Benim derdim erkeklerle de değil. Onlar da bu sistemin içerisinde kahroluyor. Adama sürekli suni şeyler pompalanıyor. Sen erkeksin ağlamazsın, çalışacaksın evi geçindireceksin, şunu da yapacaksın, bunu da yapacaksın, sen erkeksin, sen şöylesin diye zorlamalar yapılıyor.

Zaman ve devir farklı. Birbirini seven insanlar birbirlerine destek oluyorlar, yardım ediyorlar. Kadın ile erkek düşman değil ki.  Kadını bazı kalıplara sokarken erkeği de kalıba sokuyoruz. Bu da yine ataerkil düzeni devam ettiriyor.

Ben oğlumu hiçbir zaman, paşasın, erkeksin, sen şöylesin, sen yaparsın, senin buna hakkın var gibi şeyler asla söylemedim.

Söylemem de. Kızım olsa aynı şekilde kızıma da demem. Ben oğlumu da kızımı da insani değerleri olan, prensipleri olan saygılı bireyler olarak yetiştirmek isterim.

Ancak bu toplumda kızımın daha güçlü olmasını isterim. Çünkü o günümüz şartlarında çok daha ezilecektir. Bu da tabi yaşadıklarımıza bir refleks. Buna da kimse karışmasın artık.

-Son dönemde medyanın yaşadığı baskılar, Can Dündar ve Erdem Gül’ün tutuklanması konusunda neler söyleyeceksiniz?

-Basın kanununun 26. Maddesine göre basın yoluyla işlenen suçlular için 4 ay içerisinde dava açılmış olması gerekirken, Can Dündar ve Erdem Gül hakkında 5 buçuk ay sonra açılan dava aslında usulsüz. Dosyanın temelinde böyle bir sıkıntı var.

Biz hukuk devleti miyiz, yoksa muz cumhuriyeti miyiz o konuda herkesin ayarları bozuldu. Şimdilerde artık hukuk maşa ve sopa gibi bedel ödetmek için öç almak için kullanılıyor. Herhalde şöyle gözüküyor. Herkesin yolu bir Silivri’den geçecek.

Yine kandırılırlar mı? Bir gün yine birisi çıkıp biz kandırıldık der mi bilmiyorum ama onurlu olmak, dürüst olmak ilkeli olmak konusunda Can Dündar ve Erdem Gül zaten dimdik duruyorlar.

Haberin içeriğine bakacak olursak, umarım haberler doğru değildir çünkü doğruysa eğer ülkemiz açısından ben bir vatandaş olarak üzülürüm. Uluslararası politikada (kaldıysa tabi) itibarımız zedelenir.

Ve uluslararası hukuk anlamında cezai sonuçları olur. Eğer inkâr edildiği gibi de gerçek değilse haberler e bu insanlar niye tutuklu kardeşim o zaman?


-Son olarak ülke, toplum ve kadınlar açısından ümitleriniz ve amaçlarınız nelerdir?

-Ben barış içerisinde yaşamak istiyorum. Ben çocuğum okula gittiğinde üzerine lavabo düşmesin istiyorum. Parka gittiğinde, parkta kırılmış bira şişesinden damarı kesilip ölmesin istiyorum.

Ben çocuğum sokağa çıktığında saçma sapan bir şekilde gösterinin ortasında kalıp kafasına yediği gaz kapsülü yüzünden ölmesin istiyorum.

Ben çocuğum askere gittiğinde şehit olmasın istiyorum. Bir avukat olarak bir dava açtığımda acaba bu hâkim neci, karşımdaki taraf kim gibi şeylerden tereddüt etmek istemiyorum.

Ben adilane, hakkaniyetli, hukuk kuralları içerisinde saygılı, sevgi dolu bir toplumda yaşamak istiyorum. Kocamdan boşanmak istiyorum diye öldürülmek de istemiyorum.

Hiçbir kadın arkadaşımın kardeşimin öldürülmesini istemiyorum. Sefalet içinde yaşamasını da istemiyorum. Ülkemde herkesin insan gibi yaşamasını istiyorum!  "

Tüm bu temennilerine ortak oluyoruz, kendisine teşekkür ediyoruz...



Röportaj: Rabia Yavuz , Fotoğraf: Mücahit Türe | karsigazete.com.tr

    :

    :

    :

    :

    ""Türkiye'de kadın katliamı var"" hakkında Tweetler

    DİĞER RÖPORTAJ HABERLERİ

    KARŞI VİDEO
    https://twitter.com/KarsiGazete